

Küçükken ne Barbie'm, ne Ken'im olmadı benim. Pişman veya üzgün değilim. Ama, Ken çok yakışıklı, Barbie de benim inadıma çok güzeldi..Büyüyüp de kendim para kazandığımda kendime gidip şöyle en fiyakalısından bir Barbie aldım, beğenmedim, çirkindi artık Barbie..Ken desen, diğer erkekler gibiydi, en ' erkeğinden..'..

Sonra, böyle en kalabalığından, İstanbul'um oldu benim.
Sonra, kendime ait, böyle ' değişik ' diye bile adlandırabileceğimiz bir hayatım.
Aynı, sizinki gibi. Hani, sizin hikayenizle benim hikayemin burada karşılaşması gibi, tesadüflerle dolu bir hayat..Fonda İstanbul, önünde biz..Bakıp gördüğümüz gökyüzünün aynı olması gibi, sizin yolunuzun buraya düşmesi, belki bir gün sokakta karşılaşmamız gibi, tesadüf..

Sonrasında, siz gittiniz - ben kaldım, İstanbul'da bir kadın, bakmayın, hayli yalnız : bazen kaprisli, bazen neşeli..Sonra, koca bir sene geçti..Baktık, Aralık gelmiş...2009 ile 2010 arasında - Aralık...düşük cümleler kurup kurup, birkaç kadeh şarap içme zamanı..Ardında bıraktığımız 2009 ile hesaplaşma - aşksızlığımıza kadeh kaldırma zamanı...Şerefinize..

Şimdi, işte tam zamanı...Yaptığımız hataları da güzellikleri de kutlamanın...
Aralık geldi...
Geçti gitti kocaman bir yıl. Acısına gülüp geçmeli artık, olan olmuş, ah - güzel umutlar mı, onlar her zaman var : bazen köşe başındaki çöp kutusuna fırlatıp atsam da - bir kapı aralığından tekrar giriveriyorlar şu hayatıma...
Bu ay, kocaman yıl boyunca yaşadığımız her türlü acıya, ekşiliğe, saçmalığa, sevmeyi bilmeden kaçıp gidene, bizi üzene, gülüp geçeceğim ben...Sizin adınıza da..Ama - biraz yardımcı olsanız - siz de gülüp geçseniz benimle : bu ay - biraz boşversek...
Etrafımızdaki detayların değerini bilsek, ataç takacağımız kıvrılan defter kenarlarımız yok artık, bu ay, defter kenarları yerine, hayatın detaylarını ataçlasak..
Hem - benim size birkaç güne kalmaz bir güzel bir haberim olacak...Kısmetse..