

Alistigim, hani oldu bir gun karsilasmasam merak ettigim kahramanlar var burada.
O kadin, Elbisesinin rengi solmus kirmizisi kirli, kirmizisi hikaye dolu, kirmizisi kaldirimlara alisik. En son ne zaman yikandi bilmedigim, saclari kirden topak topak olmus, sadece bir elbise ile yasayip giden, Colaba sokaklarinda yaşayan insanlardan sadece bir tanesi. Ic camasiri bile yok. Gece olup da karanlik cokunce, farelere ve fare avcilarina kalinca sokaklar, bir de o var orada, nerede yatiyor – ne yiyor, ne ruya goruyor bilmedigim.
Bir gece yemek goturdum ona. Bakakaldi. Beklemedim.
( dün elbisesi değişmişti aylar sonra ilk kez – gelinlik gibi dantelli beyaz bir elbise vermiş biri ona….. )
Buradaki engelli dilencilerin kullandigi tekerlekli sandalye ve bisiklet arasi bi alet var. Kollarıyla çevirerek hareket ettiriyorlar.
Kose basindaki tapinak önü sabahlari onlarla dolu.
Guzel sacli, guzel gozlu ( çirkin gözlü insan var mı ki bu diyarda zaten.. ) delikanli da onlardan birinde geciriyor gunlerini, cok ender de olsa koltuk degnekleriyle de goruyorum bazen onu.
Her sabah rituelimiz: ben tapinagin onunden gecerken isik isik parlayan gozleriyle gulumseyip ‘ good morning Ma’am ‘ diyor bana. Ben de ona. Kocaman gulumsemesini cok seviyorum.
Colaba dedigim semt cok buyuk degil, dolayisiyla onunla baska yerlerde ve zamanlarda da karsilasiyorum. Butun sokagin gurultusunu bastirircasina bagiriyor her defasinda… ‘ hello ma’am ‘..sonra yanimdan gecip gidiyor tekerlekli sandalyesiyle. Ben ona el sallamayi da gulmeyi de cok seviyorum.
( geçen gün sabah erken onu sokağın bir kenarında, bir dükkanın kapısının önünde uyuduğunu gördüm..nerede yaşadığını öğrenmiş oldum…. )
Parmaklari olmayan ve bacaklari felcli amca. Herseye inat, her sabah parmaksiz elleriyle nasil tuttugunu bilemedigim aynasi ve taragiyla saclarini tariyor. Saclari az. Ama sabah iste, gune hazirlaniyor…Sen, ben ufacik seyleri dert ederken o, orada. Tam yanimda. Saclarini tariyor.
Eski bir Colaba binasi, yaninda bir yangin merdiveni. Uzerinde kediler. Bir suru. Colaba’da kedi cok. Kimisi sisko, kimisi kör, kimisi ciliz, kimisi yarali, ama hepsi uykucu ve kedi. O kedilerin bir babasi var. Yasli bir amca. Her gun Colaba’daki butun kedilere balik yediriyor. Istisnasiz. Ikindi vakti. Sabahlari da yangin merdiveninde oturup gazetesini okuyor. Her yaninda kediler. O binanin etrafindakiler onun goz bebekleri. Ama Colaba’nin cesitli yerlerinde onu kedileri beslerken gorebilirsiniz. Amcanin bir evi oldugunu sanmiyorum. Ama kalbi kocaman, onu biliyorum. Kediler onu taniyor, biliyor – kediler nankordur derler ya, hic inanmam. Onlar tanirlar, bilirler, gel diyince gelmezler evet, ama kusurlarina bakmazsan eger, seni severler. Kedi her yerde kedi. Buradakiler hintli. Benim kiz Hurrem gibi de sisko degiller, ama sanslilar, bir babalari var. Her gun elinden balik yedikleri.
( bu yazıyı yazdığım zaman Hürrem yaşıyordu, şimdi melek oldu. Hayat saniyede değişiveriyor, ne ilginç bir masalın içindeyiz, Hürrem’im kuzum, mutlu ol gittiğin yerde… )
Önceleri ben cekiniyordum, o bana ‘ good morning ‘ diyordu, ben birsey demiyordum. Bakmiyordum bile. Birkac hafta sonra ben de ona ‘ good morning ‘ demeye basladim. Minik bir meyva tezgahi var onun Colaba’da. Uzun boylu, guzel gozlu ( ! ), yakisikli bir genc. Simdi ne zaman karsilassak selamlasiyoruz, o beni gormese bile, ben gidip ‘ good morniinnnggg ‘ diyip ritueli tamamliyorum. Gecen gun kirmizi uzum aldim ondan, cok guzelmis oyle dedi, gercekten de oyleydi. Bizim buralarin uzumu meshur. Babasi da vardi o gun yaninda, yaslica, kibar, nefis bir amca. Onunla da tanistim. Bana cay ikram ettiler, ayakuzeri, Colaba uzeri…Ben yarim kilo uzum aldim saniyordum. Ama hayatin bana anlattigi seyin yaninda yarim kilo uzumun lafi bile olmazdi. Gulumseme kaldi. Uzumlu. Masala cayli.
Hindistan cevizi suyu. Nasil yani? Yesil yesil kavuna benzeyen seyler – taze hindistan cevizi. Gidiyorsun adama bir tane verir misin diyorsun, aliyor kesiyor, kapagini aciyor, icine bi pipet, al sana taze hindistan cevizi suyu. Cesit cesit. Ben suyunu icmekle kalmayip bir de icini yemek istedigimden kalin kabuklu aliyorum. Once suyunu iciyorum, sonra afiyetle icini yiyorum. Sabah ofise gelirken minik posetlere doldurup paket bile yapiyor bana. Birkac hintce kelime konustuğum için ilk başta kendisiyle, artik benimle sadece hintce konusuyor. Ben anlamiyorum ama olsun, ne dese ‘ ji ‘ yani evet diyorum, guzel guzel sohbet ediyoruz.

İşte Hindistan’dayım.
Geçen Nisan İstanbul’da gelmişti, bu Nisan, Mumbai’da geldi.
Hoşgeldi. Daha nice Nisanlara hep birlikte, hep güzelliklerle olsun..
Nisan’ı seviyorum.
Yüzümü kara çıkarmasın da, bolca tebessüm ettirsin bize inşallah.
Kahramanları anlatmaya devam edeceğim…Şimdilik fotoğrafsız, sizin hayal gücünüze bırakarak….
Aşkla kalın e mi, kalbinizi açın, gün doğumlarını sevin, duayla, şükranla, ümitle karşılayın her yeni günü….Ben öyle yapacağım.
....not : özür dilerim, yine iki ayrı klavyede yazılmış bir yazı. Bu nedenle Türkçe karakter sorunu var çoğu yerde..